New Page 1
2015-2016 Yılı Öğrenci Alımı

TARİH :06-06-2015

2015-2016 Yılı öğrenci alımı ile ilgili detaylar haberler bölümüne eklenmiştir.


Tüm duyurular
........................

SİTEMİZE HASAN AKKUŞ RESİM GALERİSİ EKLENDİ

TARİH :03-01-2013

Fotoğraflara foto galerisinden bakabilirsiniz.
Sizlerin çekmiş olduğu fotoğraflar varsa bize gönderin sitemizde yayınlayalım.

iletişim: ikadirhan@hotmail.com



Tüm duyurular
........................

Sayac
Tekil (Bugün) 26
Toplam 200736
En Fazla 573
Ortalama 88
Üye Sayısı 96
Bugün Üye Olan 0
Cumhuriyet Devrine Geçişte Nuruosmaniye Külliyesi ve Üstlendiği Misyon

1755 Yılında halkın hizmetine açılan Nuruosmaniye Külliyesi vakfiyesinde yer alan gelir kaynakları rasyonel bir şekilde işletilerek düzenli ve istikrarlı bir gelir sağlandığı sürece vakfiyede yapılması öngörülen hizmetler yerine getirilmiştir. Ancak islahat devrinden başlamak üzere yaşanılan Tanzimât, meşrûtiyet, mutlakıyet, ikinci meşrûtiyet, ittihat-terakkî dönemleri yaşanmıştır. Birinci Cihan Savaşı’ndan sonra gerçekleştirilen İstiklal Savaşı’ndan sonra da mîsâkı millî sınırları esas alınarak Lozan Barış Antlaşması’na dayalı olarak yeni Türk devleti kurulmuştur. 23 Ekim 1923 ‘te Cumhuriyet ilân edilerek Türk devleti, cumhuriyet rejiminin sağladığı halk gücüne dayalı imkânlarla, yeni ve modern bir yapılanmaya gitmiştir.

Yaşanan bu tarihî süreç içinde değişik çapta sosyal depremler yaşanmıştır. Balkanlar elden çıktığı için Nuruosmaniye Külliyesi’nin bu yörelerdeki vakıfları, yâd ellerde kalmıştır.Ülke içinde meydana gelen siyâsî değişiklikler nedeniyle de başta Kütahya-Uşak vilayetleri olmak üzere İstanbul da Eyüp, Beşiktaş ve Üsküdar ilçelerinde bulunan ve Sultan III. Osman vakıfları arasında yer alan vakıf yerleri de el değiştirmiştir. Bu el değiştirme o kadar yaygın hale gelmiştir ki Nuruosmaniye Külliyesi’nin müştemilatı durumunda olan“sıra-dükkân”lar dahi el değiştirerek şahıs malı haline gelmiştir.

Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında devlet teşkilatı içinde “nezâret” adıyla bakanlık seviyesinde teşkilatlanan vakıflar idaresi, Büyük Millet Meclisi Hükümeti döneminde “Şer’iyye ve Evkâf Vekâleti” adını almıştır. Cumhuriyetin ilan edilmesinden sonra bu vekâlet, genel müdürlüğe dönüştürülerek- tıpkı Diyanet İşleri Başkanlığı gibi- Başbakanlığa bağlanmıştır.

İşte bu idârî yapılanma içinde, mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğü uhdesinde kalmak üzere, Nuruosmaniye Külliyesi’nde yer alan hizmet ünitelerinden cami-harem bölümü yapılacak diyânî hizmetler için, Diyanet İşleri Başkanlığı’na kütüphane, medrese, imaret ve türbe üniteleri Mili Eğitim Bakanlığı’na bağlanmıştır. Sonraki yıllarda kütüphane ve türbe, Kültür Bakanlığına devredilmiştir.

1974 Yılından itibaren -kademeli olarak- Nuruosmaniye Külliyesi’ne dahil hizmet ünitelerinden hünkâr mahfeli, medrese, imaret ve mütevelli odasını içine alan hizmet üniteleri-diyânî hizmetlerde kullanılmak üzere-İstanbul Eminönü İlçe Müftülüğüne tahsis olunmuştur.

Hiç şüphesiz bu duruma gelinceye kadar değişik aşamalar kaydedilmiştir.Külliyeye dahil hizmet ünitelerinde- diyânî hizmetleri gerçekleştirmek amacına yönelik olarak- başta ilk Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Börekçi Hoca Efendi olmak üzere riyâset makamına gelen bütün Diyanet İşleri Başkanları, Nuruosmaniye Külliyesi’nde diyânî hizmetlerin canlı ve de verimli bir şekilde yapılmasını sağlamak üzere gayret göstermişlerdir.

Cumhuriyet döneminde halkın desteğini sağlayarak, bu külliyede ilk Kur’an-ı Kerim öğretim hizmetini başlatan Nuruosmaniye Camii imam-hatibi Merhûm Hasan Akkuş olmuştur. Bu zât, hem Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş yıllarını görmüş ve yaşamış, hem de Cumhuriyetin kuruluş yıllarını görüp yaşamış bir kişidir. Günümüzde ve de gelecekte din hizmetine tâlip olacak kişilerin, Hasan Akkuş Hocayı yakînen tanılarında yarar olacağı kanaatindeyim.

İmamet ve hitabette hayrü’l-halefi olarak, bıraktığı yerden Kur’an-ı Kerîm öğretim hizmetleri, 1974 Yılından bu yana tarafımızdan desteklenen kadrolar aracılığı ile verimli bir şekilde, yürütülmüş ve de yürütülmektedir. Hasan Akkuş Hoca’nın idealleri, hizmet anlayışı, okuyuş tavrı, günümüze aktarılarak, rûhâniyeti Nuruosmaniye Külliyesi’nin taşına toprağına sindirilmektedir.

Bir dostum tarafından hazırlanmış olan ve ( Resim:116 ) da görülen kompozisyon ve üzeride yazılı olan “ Hasan Akkuş kurdu … Recep Akkakuş korudu” ibaresi, tarihsel bir dönüşümün belgelenmesi açısından son derece anlamlıdır.

Hasan Akkuş, Kısa Biyografisi ve Hizmetleri

Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’nde yer alan makalemdeki (*) bilgilere , anektot niteliği taşıyan birkaç hatıramı ilave ederek sizlere Hasan Akkuş Hocamızın kısa biyografisini sunmak istiyorum.

“Hasan Akkuş (1895-172) Hocamız, Ankara’nın Kızılcahamam ilçesi’ne bağlı Beşkonak (Gürcüler) Köyünde doğdu. Babası Osman Efendi, annesi Kezban Hanım’dır. Çalışmak maksadıyla İstanbul’a gelen babası, daha sonra oğlu Hasan’ı da yanına aldı (1889). Osman Efendi, bir müddet Gazhane’de işçilik yaptıktan sonra Sirkeci Emîrler Mescidi’ne müezzin oldu.

Hasan Akkuş’un çocukluğu, İstanbul’un Sirkeci semtinde geçti. İlk dini bilgileri babasından aldı. İlk tahsilini de günümüzde hotel haline getirilmiş olan IV.Vakıf İş Hanı’nın yerindeki Hamidiye Mektebi’nde tamamladı. Daha sonra Eyüp Kızıl Mescit imam-hatibi Hafız Hüsnü Efendi’nin yanında hıfza başladı. Hafızlığını tamamladıktan sonra Ayasofya Merkez Rüştiyesi’ne kaydoldu. 1913 yılı’nda buradan mezun olunca Dârü’l-hilafet-i aliyye medreselerinden Ayasofya Medresesi’ne girdi. Aynı yıl Çemberlitaş Dizdâriye Camii’ne müezzin-kayyım olarak tayin edildi.

Öğrencilikle cami görevini birlikte yürütürken, 1915 yılı’nda silah altına alındı ve iki aylık kısa bir eğitimden sonra Yemen cephesine gönderildi. Burada Birinci Fırka’ya bağlı istihkâm bölüğü ihtiyat zabit vekili olarak görev yaptı. Bir ara İngilizlere esir düştü. Çileli bir esaret hayatından sonra 1918’ de hürriyetine kavuştu. İstanbul’a dönünce Dizdâriye Camii’ndeki görevine yeniden başladı.

Bundan sonra kendisini, Kur’an öğretimine verdi. Tabak Yunus Camii imamı ve Yavuz Selim Camii hatibi Reisü’l-kurrâ Hacı Hasan Efendi’den kıraat-ı seb’a ve “ aşere” dersleri aldı . 1923’ te Galata Arap Camii imam-hatipliğine, 1926’ da Nuruosmaniye Camii hatipliğine, sonra da ikinci imam-hatipliğine tayin olundu. Bu sırada evlendi ve bu evlilikten üç çocuğu oldu .Bir taraftan Nuruosmaniye Camii baş imam-hatibi Arapoğlu Hafız Osman Efendi’ den “takrib” dersleri alırken, bir taraftan da aynı camiin kayyım hanesinde Kur’an okuttu. Tanınmış hafızlardan Ayasofya Camii imam-hatibi İdris Okur’la birlikte Ayasofya dersiâmlarından Âmâ Hafız Halil Efendi’den ders aldı. 1934’te 30 lira maaşla İstanbul İkinci Hafız muallimliğine ve 1936‘da da Nuruosmaniye Camii baş imam-hatipliğine tayin edildi.

1940 yılında II. Dünya Savaşı sebebiyle ikinci defa askere alınarak şark cephesine gönderildi. Bir yıl kadar Diyarbakır’da ihtiyat zabiti olarak görev yaptı. Terhisten sonra eski vazifesine döndü. Bu arada, Kur’an öğretimi için müstakil bir dershane ve öğrenci yurdu açma gereğine inanarak teşebbüse geçti. Pek çok güçlükle karşılaştı. Sonunda Nuruosmaniye Külliyesi içinde bulunan ve o zamana kadar depo olarak kullanılan mütevelli odasını ( bu günkü Hasan Akkuş Dershanesi) dershane, daha sonra da harap vaziyette bulunan bir dershaneyi ve on iki odalı medreseyi yurt olarak kendi adına Vakıflar İdaresi’nden kiralamayı başardı. Böylece 1940-1950 yıllarında ilk yatılı Kur’an kursu modelini gerçekleştirmiş oldu.

Kur’an-ı Kerime hizmeti ve güzel okuyuşu ile meşhur hafızlar arasında yer alan Hasan Akkuş, 1950-1960 yılları arasında da imam-hatiplik ve Kur’an muallimliği görevini birlikte yürüttü.1960’ ta iki görevin birlikte yürütülmesi uygulamasına son verilince, imamlığı tercih ederek 1926 yılından beri sürdürdüğü fiili Kur’an hocalığını bıraktı. Bir ara İstanbul Hademe-i Hayrât Cemiyeti Başkanlığı da yapan Hasan Akkuş, 4 Eylül 1970’ te Nurosmaniye Camii baş imam hatipliği’nden kendi isteği ile emekliye ayrıldı. 8 Ocak 1972’ de vefat etti. Cenaze namazı, uzun süre hizmet verdiği Nuruosmaniye Camii’nde kalabalık bir cemaatin iştirakiyle, Beyazıt Camii baş imam-hatibi Hafız Abdurrahman Gürses tarafından kıldırıldı ve Levent Zincirlikuyu’daki âile kabristanına defnedildi.

Pek çok hafız yetiştiriş ve bir çok hayırlı faaliyetlere önderlik etmiş olan Hasan Akkuş, şakacı bir tabiata sahipti. Spora ve özellikle güreşe çok yakın ilgi duymaktaydı. Gençliğinde çeşitli spor faâliyetlerine katılmıştı.

Bibliyografya: Maddenin yazımında Hasan Akkuş’un Diyanet İşleri Arşivi’ndeki özlük dosyası’ndan faydalanılmıştır.
(*) Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 1989, c.II, s. 276

Hasan Akkuş Hoca ile ilgili Dikkate Değer Hatıra ve Duyumlarım

 /a-Hasan Akkuş’un Kişiliği ve Yetiştiği Çevre:

Hasan Akkuş Hoca Efendi, babası Osman Efendi Sirkeci Emîrler Mescidi’ne müezzin-kayyım olduktan sonra İstanbul’a getirilmiştir. Kendisinden naklen öğrendiğimize göre, babası onu köyden alıp getirirken sırtında taşıdığı heybe gözüne koymuştur. Müezzin-kayyımlık yaptığı Emîrler Mescidi ise Sirkeci Tren istasyonu önündeki meydandadır. Gittiği sübyan mektebi de Sultan I Abdülhamit tarafından, gömülü bulunduğu türbe karşısında inşa ettirmiş olduğu. Hamîye Mektebidir ki, vakfiyesi gereği, mektebe devam eden öğrencilere burs niteliğinde ücret ödenmektedir. Semt olarak hem ikamet yeri hem de gittiği mektep, kesif ticarî faâliyetlerin yapıldığı bir muhittir.

Hamidiye Mektebi’nden mezûn olduktan sonra Haliç vapurları ile Eyüp Hz. Halid Camii yakınında bulunan Kızıl Mescid imamı Hüsnü Efendi’ ye gönderilmesi de son derece anlamlıdır. Çünkü bu dönemde -Abdurrahman Gürses’in ifadesiyle- dokuz kuşak boyunca İstanbul’da reisü’l-kurâlığı temsil etmiş köklü bir âileden gelen Mehmet Sâkıb Efendi, Eyüp Hz. Halid Camii’nde imamet hizmetini yürütmektedir. Taşıdığı manevî atmosferden dolayı Eyüp beldesinde alkollü içecek satışı yasak olduğu için Mehmet Sâkib Efendi, Eyüp Hz.Halid Camii imam hatibi olarak içinde alkol bulunduğu endişesiyle, Eyvansaray’dan ötede Eyüp beldesinde gazoz satışına bile müsâade etmemiştir. Hasan Akkuş Hoca, işte böyle bir manevî atmosferin hâkim olduğu bir muhitte hıfzını tamamlamış ve hıfız cemiyeti, Eyüp Hz. Halid Camii’nde Yapılmıştır.

Kesif bir ticarî faâliyetin yapıldığı muhitte geçirilen bir çocukluk devresinin ardından engin manevî bir atmosferin yaşandığı Eyüp Hz. Halid Camii çevresinde baştan aşağı Kur’an-ı Kerim’in ezberlenmesi ve Eyüp Hz. Halid Cami-i şerifi’nde hıfız cemiyetini yapılmış olması, son derece anlamlı olsa gerektir.

İşte böyle bir ortamda Hasan Akkuş Hocamızın şahsiyeti teşekkül etmiş ve ardından da girdiği Ayasofya Rüşdiye Mektebi’nde kişiliği gelişerek ergenlik çağına ulaşmıştır.

/b- Yemen’de İngiliz Esareti ve Kur’an Öğretimine Adanan Bir Hayat

Hasan Akkuş Hoca, 1915 yılında Yemen cephesinde ihtiyat zabit vekili olarak askerlik görevini yaptığı sırada İngilizlere esir düştüğünde çok sıkıntılı günler yaşamıştır.

Hatırlanacağı üzere Yemen cephesindeki savaş şartlarının dehşeti: “Adı Yemendir-Tadı Çemendir-Giden gelmiyor-Acep nedendir ? ” tarzında söylenen halk türkülerine bile yansımıştır. Dehşetli savaş ve esaret günleri geçip de İstanbul’a döndüğünde Hasan Akkuş Hoca, kendini Kur’an öğretim hizmetine vereceğini adamış ve bu konuda Allah’a kesin bir vaatte bulunmuştur.

Gerçekten 1918’de Hasan Akkuş Hoca, hürriyetine kavuşup İstanbul’a döndüğünde Allah’a verdiği sözü unutmamış ve kendisini Kur’an-ı Kerim öğretim hizmetine vermiştir.

1926 yılında Nuruosmaniye Camii’ne ikinci imam-hatip olduğunda cami kayyımha- nesinde bu hizmetini genişleterek, büyük bir gayret ve cesaretle sürdürmüştür. Erkeklerden hıfız yapan öğrencileri olduğu gibi kız öğrencilerinden de Kur’an-ı kerîmi hıfzedenler olmuştur. Karaca mağazalarının sahiplerinden Halil Bey ile evlenen Hafız Emine Hanım Efendi, Hasan Akkuş Hoca’da hıfzını tamamlayıp, 1932 yılında hatim cemiyeti yapılan ilk kız öğrenci olmuştur.

/c-Diyanet İşleri Reisi Rıfat Börekçi Hoca ve Kur’an Öğretiminde Yasallaşma

Hasan Akkuş Hoca’nın yetiştirdiği ilk hafızlar arasında yer alan ve kilolu bir vücuda sahip olduğu için arkadaşları arasında “ Atom Hasan “ diye anılan Aksaray Valide Sultan Camii müezzin kayyımlarından Hafız Hasan’dan naklen öğrenmiştim.

1933 yılı sonlarında Diyanet İşleri Reisi Rıfat Börekçi Hoca Efendi, geçirdiği bir rahatsızlık sebebiyle İstanbul’a getirilerek, Cerrahpaşa Hastanesi’ne yatırılmıştır. Hemşehrisi olduğu için Hasan Akkuş Hoca Efendi, Ayasofya Camii imam-hatibi Tekfurdağlı Hafız İdris Okur’ la birlikte sık sık Cerrahpaşa Hastanesi’ne giderek Rıfat Börekçi Hoca’yı ziyaret etmişlerdir.

Yapılan tedavîden sonra doktorlar, Rıfat Börekçi Hoca’nın hastaneden çıktıktan sonra belli bir süre İstanbul’da kalmasını ve nekâhet dönemini burada geçirmesini uygun görmüşlerdir. Bu durumu haber alan Hasan Akkuş Hoca, Rıfat Börekçi Hoca’yı evinde misafir edebileceğini söylemiş ve Kadırga Yokuşun’ daki evinin kapılarını Rifat Börekçi Hoca’ya açmıştır. Bu vesile ile Rıfat Börekçi Hoca Efendi, 15-20 gün kadar hastane ile bağlantılı olarak Hasan Akkuş Hoca’nın misafiri olmuştur.

Hatırlanacağı üzere Nuruosmaniye Camii, coğrafi pozisyonu itibariyle, İstanbul’un en rüzgarlı ve de en soğuk camilerinden biridir. Bu nedenle Hasan Akkuş Hoca, misafiri Rıfat Börekçi Hoca’ya öğle namazı için ezan okunmaya başladığında evden çıkıp camiye gelmesini hatırlatmıştır. Zira kendisi, her sabah saat 9-10 civarında cami kayyım hanesine gelip, öğrencilerine Kura’n-ı kerim okutmakta ve hıfza çalışanların derslerini dinlemektedir.

Rıfat Börekçi Hoca Efendi, evde yalnız kalmaktan sıkılmış olacak ki öğle namazı için ezan okunmadan saatler öncesi evden ayrılmış ve Nuruosmaniye Camii’ne gelmiştir. Beklenmedik bir anda kayyım hane kapısını açarak içeri girdiğinde büyük telaş gösteren Hasan Akkuş Hoca, süratle ayağa kalkmış ve heyecanla Rıfat Hoca’ya yönelmiştir. İşte o sırada, başta hatıratını anlatan “Atom Hasan”olmak üzere emniyet tarafından basılma endişesine kapılan talebeler, bir kısmı Rıfat Börekçi Hoca’nın koltuğunun altından fırlayarak kayyım hane dışına kaçışmışlardır.

Bu manzara karşısında kendini tutamayan Hasan Akkuş Hoca Efendi, misafiri Rıfat Börekçi Hoca’ ya dönerek:
-Bak Hoca Efendi Hazretleri ! Allah’tan korkuyoruz bu gençlere Kur’an okutuyoruz…Ama sizlerden korkuyoruz işte böyle kaçıyoruz… Ne olur … Allah rızası için size yalvarıyoruz…Buna bir çare bulunuz… Hasan Akkuş Hoca’ nın bu talebine karşılık olarak Diyanet İşleri Reisi Rıfat Börekçi Hoca:
-Ankara şivesiyle, Hessen Efendi ! Hessen Efendi ! Engürü’ye bir varak….Bizim Kemal’ le bir görüşek….. demiş.

Gerçekten Rıfat Börekçi Hoca Efendi, İstanbul’ dan Ankara’ya döndüğünde verdiği sözü tutmuş, ilgili ve yetkililer ile görüşerek Ankara İli’ne tahsis edilmiş bulunan “Hafız Muallimliği” kadrosu, tenkîs edilerek İstanbul’ a ikinci “ Hafız Muallimi” olarak tahsisi yapılmış ve bu kadroya da 1934’ ten geçerli olmak üzere Nuruosmaniye Cam İkinci imam-hatibi Hasan Akkuş, tayin edilmiştir.Böylece Hasan Akkuş Hoca’nın 1918 yılından bu yana fahriyen yaptığı Kur’an okutma hizmeti resmiyet kazanmıştır. Şu kadar var ki cami kayyım hanesinde bu hizmeti yürütmek ve cemaatle içi içe bulunmak, hizmetin verimli olmasını önlediğinden müstekil bir mekâna ihtiyaç duyulmaya başlanmıştır.

Altın çizerek bir daha hatırlatalım ki, Hasan Akkuş Hoca, İstanbul’a tahsis olunan ikinci hafız muallimliği kadrosuna atanmıştır. Acaba İstabul’da ki birinci hafız muallimliği kadrosunda kim bulunmaktadır? Muhterem dostum ve yakın arkadaşım Sadık Albayrak, kitabında (*) bu kişinin, Fatih Camii baş imam-hatibi Kastamonu’lu Ömer Aköz Hoca Efendi olduğunu söylemekte ise de bunda bir zühûl olsa gerektir. Çünkü o yıllarda Ömer Aköz Hoca Efendi, henüz İstanbul’a gelmemiştir. İstanbul müftüsü Merhum Fehmi Ülgener’in kendi el yazısı ile emniyete sunduğu bir rapordan öğrendiğimize göre, o yıllarda İstanbul’da birinci hafız muallimliği kadrosunda bulunan muhterem kişi, Kapalıçarşı’da bulunan Hacı Evliya Camii imam-hatibi Ömer Lütfi Efendi’dir.
 

Sayfa 1   Sayfa 2   Sayfa 3   Sayfa 4   Sayfa 5   Sayfa 6

 
New Page 1
111- Bugün Ben onları size sabretmelerinden dolayı kurtuluşla ödüllendirdim.
112- Allah onlara: 'Dünyada kaç yıl kaldınız?' der.
113- Onlar da: ''Bir gün ya da günün bir kısma kadar. Sayabilenlere sor'' derler.
114- Allah şöyle de: ''Orada az bir süre kaldınız. Keşke bunu bilseydiniz!''
115- ''Bizim sizi boşuna yarattığımızı ve Bize dödürülmeyeceğinizi mi sandınız?''

( müminun suresi - 111)



Kull. Adı

:

Şifre

:

Yeni Üye - Şifremi Unuttum

Temmuz ayında yapılacak mezunlar toplantısına katılacakmısınız?
desing

desing : canliyayin.org

2006 © NUR-U OSMANIYE