New Page 1
2015-2016 Yılı Öğrenci Alımı

TARİH :06-06-2015

2015-2016 Yılı öğrenci alımı ile ilgili detaylar haberler bölümüne eklenmiştir.


Tüm duyurular
........................

SİTEMİZE HASAN AKKUŞ RESİM GALERİSİ EKLENDİ

TARİH :03-01-2013

Fotoğraflara foto galerisinden bakabilirsiniz.
Sizlerin çekmiş olduğu fotoğraflar varsa bize gönderin sitemizde yayınlayalım.

iletişim: ikadirhan@hotmail.com



Tüm duyurular
........................

Sayac
Tekil (Bugün) 36
Toplam 205082
En Fazla 573
Ortalama 87
Üye Sayısı 96
Bugün Üye Olan 0
/d- Kur’an Öğretiminde Aşama: Kayyım haneden “Nimet Dershanesi” ne Geçiş

Hasan Akkuş Hoca Efendi, 1936’ dan itibaren Nuruosmaniye Camii baş imam-hatibi ve İstanbul ikinci hafız muallimi sıfatıyla halk arasında şöhret bulmuş; Ayasofya, Sultan Ahmet camilerinde imamet hizmeti gördükten sonra Aksaray Valide Camii imam-hatipliğine tayin edilmiş olan Tekfurdağlı Hafız İdris Okur’la birlikte ünlü mevlithanlar arasında yer almışlardır.
Hafız Sami, Hafız Burhan, Hafız Kemal, Hafız Osman ve Hafız Cemal gibi ünlü hafız ve gazelhanların yanı sıra Hasan Akkuş ve İdris Okur ikilisi de mevlithanlıkta ön sıralarda yerlerini almıştır. Çünkü İstanbul’un eşrafı tarafından okutulan mevlitler, bu ikili ile daha farklı bir ruhaniyet kazandığına inanılmıştır.

1940 yılında II. Dünya Savaşı nedeniyle ikinci defa silah altına alınan Hasan Akkuş Hoca, Şar cephesine gönderilmiş ve bir yıl kadar Diyarbakır’da ihtiyat subayı olarak görev yapmıştır. Döndükten sonra Nuruosmaniye Camii baş imam hatibi olarak tekrar aynı camide hem imamet ve hem de Kur’an öğretim hizmetini sürdürmüştür.

1942 yılında Diyanet İşleri Reisi Merhum Rifat Börekçi Hoca, oğlunun evlenme merasimi dolayısıyla İstanbul–Heybeli Ada’da kaldığı evde bir mevlit okutmayı planlamış ve bu mevlit programına hemşehrisi ve yakın dostu olan Hasan Akkuş Hocayı da davet etmiştir. Ancak yapılan bu davet günü ile Hasan Akkuş Hoca’nın İstanbul Boğaz’ında bir yalıda İdris Okur’la birlikte okuyacağı mevlit programı çakışmıştır. Pozisyon itibariyle birini, diğerine tercih etme imkânı bulunmadığından Hasan Akkuş Hoca Efendi, Hafız İdris’le birlikte İstanbul Boğazı’nda bulunan yalıdaki mevlit programını tamamladıktan sonra süratle iskeleye gelmiş ve İstanbul Boğazı’nda çalıştırılan en süratli tekneyi, yüksek bir ücret ödeyerek, bir günlüğüne kiralamış ve bu sürat teknesiyle Heybeli Adadaki mevlit programına vaktinde yetişmiştir. Hasan Akkuş Hoca, o gün yaşadıklarını yakın dostlarına şöyle anlatmıştır:

Beş sarı lira vererek bir günlüğüne kiraladığım sürat motoru, beni vaktinde Heybeli Ada’ya ulaştırdı. Sürat motoru, Heybeli Ada vapur iskelesine yanaştığında – tarifeli vapur seferiyle daha evvel buraya gelmiş olan İstanbul milletvekilleri ve devletin üst kademesinde yer almış bazı görevliler, sürat motorunun iskeleye doğru yöneldiğini uzaktan görünce, Ankara’dan gelmesi beklenen yüksek rütbeli bir misafirin gelmekte olduğunu zannetmişler ve bu nedenle karşılamak üzere iskeleye koşmuşlardır. İskeleye yanaşan Sürat motorundan Hasan Akkuş Hoca çıkınca, biraz şaşırmışlar ve beklenen misafir olmadığını anlamışlardır.

Hasan Akkuş Hoca, sürat motor sahibine, motoru iskeleye bağlamasını ve program bitinceye dek kendisine iskelede beklemesini emretmiş ve misafirlerle birlikte mevlit programının uygulanacağı konağın yolunu tutmuştur. .

Yemek ve mevlit programı tamamlanınca davetliler, tarifeli vapur seferi ile İstanbul’a dönmek için iskeleye yöneldiklerinde Hasan Akkuş Hoca da iskelesinde kendisini beklemekte olan sürat motoruna gelmiş ve kendisine refakat eden İstanbul millet vekillerini sürat motoruna binmeye davet etmiştir. Hasan Akkuş Hoca, sürat motoruna aldığı milletvekili misafirlerini yol boyunca okuduğu gazeller ile mest etmiştir. Karaköy vapur iskelesine vardıklarında milletvekilleri, Hasan Akkuş’u bırakmamışlar, kaldıkları Pera Palas Oteli’ne götürmüşlerdir. Burada yapılan derin ve renkli sohbet sırasında Hasan Akkuş’un kendilerinden bir talebi olup olmadığını ısrarla sormuşlardır. O da cevaben, şahsı için bir talebinin olmadığını ancak okuttuğu öğrencileri için âcilen bir dershaneye ihtiyacı bulunduğunu bildirmiş ve Nuruosmaniye Külliyesi’nde yer alan, fakat vakıflar idaresince metruk vakıf evrak deposu olarak kullanılan mütevelli odası’nın Kur’an öğretimi için kendisine tahsis edilmesini istemiştir.

Hasan Akkuş Hoca’nın bu isteği, İstanbul milletvekillerince Ankara’da Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne iletilmiştir. Fakat aylar ve hatta yıllar geçmesine rağmen bu talep, bir türlü yerine getirilmemiştir. Sonunda meşhur piyango bilet satıcısı Nimet Abla devreye girerek Nuruosmaniye Külliyesi’ndeki mütevelli odasını, Hasan Akkuş adına, aylık 5 TL. karşılığında vakıflardan kiralamış ve tefrişini de yaparak Kur’an öğretimi için Hasan Akkuş Hoca’nın emrine vermiştir

 Bu nedenle Hasan Akkuş Hoca, kinâyeli ve esprili bir ifade kullanarak bu dershaneye, “Nimet Dershanesi” adını vermiş ve filen Kur’an kursu öğreticiliği yaptığı 1960 yılına dek Hasan Akkuş Hoca, talebelerinin hıfızlarını bu dershanede dinlemiştir. 1974 yılında tarafımızdan gerçekleştirilen yeniden yapılanma sırasında Nimet Dershanesi adı, Hasan Akkuş Dershanesi ismiyle değiştirilmiştir.

/e- Hasan Akkuş ve İstanbul’ da Açılan İlk Yatılı Kur’an Kursu Modeli

Hasan Akkuş Hoca, şark cephesinde –Diyarbakırda yaptığı ikinci askerlik döneminden İstanbul’a gelip Nuruosmaniye Camii’nde imamet ve Kur’an öğretimine yeniden başlamıştır. Ancak II. Dünya Savaşı’nın meydana getirdiği ekonomik ve moral çöküntü, ülkede olduğu gibi İstanbul’da da insanları geniş ölçüde karamsarlığa sürüklemiştir. Bu arada çıkan Kapalı Çarşı yangınları, vuku bulan depremler ve savaş psikolojisi içinde yapılan vurgunlar, Nuruosmaniye Külliyesi’nde yapılan dinî hizmetleri de derinden etkilemiştir. 1942 yılında Nuruosmaniye Camii, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce onarılmış ve ayakta kalması sağlanmıştır. Ancak medrese ve imaret bölümü, onarım görmediğinden geniş tahribata uğramıştır.

İşte böyle bir ortamda Hasan Akkuş Hoca, muhitin ileri gelenlerinden Cemal Küflü, Süleyman Çakır ve Abdurrahman Cansu gibi hamiyet sahibi yakın dostlarının yaptıkları ekonomik destek sayesinde medrese ve imaretin onarımını sağlamıştır. Ardından da külliyenin medrese bölümünü Eskişehirli Süleyman Çakır, külliye’nin medrese bölümünü aylık 48 TL’ ye kiralamış ve Nimet Abla’nın yapmış olduğu gibi o da vakıflar adına onardığı ve ardından da kiraladığı medreseyi, Hasan Akkuş Hoca’nın talebelerine yurt olmak üzere tahsis etmiştir.

Böylece Hasan Akkuş Hoca, 1948 den itibaren - İstanbul’da - ilk yatılı Kur’an kursu faâliyetini başlatmıştır. Fiilen Kur’an kursu öğreticisi bulunduğu 1960 yılı sonuna kadar da Merhum Süleyman Çakır, medresenin aylık kiralarını ödemiştir.

1950-1960 yılları arasında Hasan Akkuş Hoca, gerçekleştirdiği Kur’an-ı Kerim öğretimiyle yurt çapında şöhret bulmuş ve akın akın Anadolu’dan ondan feyz almaya koşmuştur. Hasan Akkuş Hoca, malı alırken kazanan tüccar misali, öğrencilerini alırken çok dikkatli seçmiştir. Öğrencilerini seçerken onların gırtlak, ses ve hafıza durumlarına baktığı gibi fiziki yapılarını da göz ardı etmemiştir. Gurup halinde dinlemekle birlikte öğrencileri ile- bizzat- kendisi ilgilenmiştir. Bir diğer ifadeyle kalfa sistemi uygulamamıştır.

Şöhreti, İstanbul sınırlarını aşarak Anadolu ve Trakya’ ya yayıldığı için Hasan Akkuş Hoca, İstanbul’da olduğu gibi taşrada da yapılan mevlit ve hatim programlarının tabii davetlileri arasında yer almıştır. Kore gazi ve şehitleri için 1950 yılında Ankara Radyosu’nda okunan mevlid duâsını, Hasan Akkuş Hoca yapmış ve irticalen yaptığı duâ esnasında kendini kontrol edememiş ve heyecanla; Allah kahretsin bu Rus milletini !.. demiştir.

Bunun üzerine Rus büyük elçiliği devreye girerek dış işleri bakanlığımızdan bilgi istemiş ve Diyanet İşleri Başkanı Merhum Ahmet Aksekili, sıkıntılı anlar yaşamıştır. Öyleki Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ilgili komisyonuna bilgi vermek üzere giden Ahmet Aksekili, Ferit Melen tarafından hakaret niteliği taşıyan sözlere muhatap olmuş ve bu neden felç geçiren Ahmet Aksekili Hoca Efendi, Hakk’a yürümüştür. Bu dönemde Hasan Akkuş Hoca, İkbal dönemini yaşamış ve hac farîzasını îfa etmek üzere, bir kaç kere yurt dışına seyahat yapmıştır.

Nuruosmaniye Külliyesinde yer alan diğer hayrî hizmet ünitelerine gelince, bunlardan hünkâr mahfeli, önce, Tedrisat-ı İslamiyye Cemiyeti’nin, ardından da Dârüşşafaka Cemiyeti’nin idarî merkezi olmuştur. İmaret bölümünde önce Millî Eğitim Basımevi’nin devre dışı kalmış matbaa makine deposu olmuş, ardından da vilayet emrine tahsis olunarak Yardım Sevenler Derneği Merkezi haline getirilmiştir. Şadırvan avlusu ve cami dış bahçesi de zaman zaman çıkan Kapalı Çarşı yangınlarından sonra esnafa geçici dükkân yeri olarak tahsis olunmuştur.

/f - Hasan Akkuş Hoca’n Kur’an-ı Kerim Öğretiminde İkbal Dönemi

1950 yılında yapılan genel milletvekili seçimi sonrasında tek parti yönetiminden demokratik bir ortama geçilince, Kur’an kurslarının hem programları geliştirilmiş hem de sayıları arttırılmıştır. 1934 yılından bu yana resmî olarak Nuruosamniye Camii ve Külliyesinde Kur’an-ı Kerim öğretimi yapan Hasan Akkuş, Süleyman Çakır’ın sağladığı maddi destek sayesinde Nuruosmaniye medresesini, yurt haline getirmiş, Anadolu’dan gelen onlarca genci burada barındırarak onları yetiştirmiştir.
Bu dönemde Hasan Akkuş Hoca’dan okuyan öğrencilerin başında İstanbul emekli müftülerinden Selahattin Kaya Bey gelmektedir. Ankara’nın tanınmış vaizlerinden Rıza Çöllü Hoca Efendi başta olmak üzere Merhum Ali Güran, yeğeni Kemal Güran, Arif Özdemir, Aliosman Atakul ve Mehmet Mandal gibi tanınmış ilahiyatçı ve din görevlileri de Nuruosmaniye Kur’an Kursu’ndan feyz almış kişilerdir. Evet bunların hepsi Hasan Akkuş hocanın rahle-i tedrisinden geçmiştir. Diğer yandan Bursa’nın tanınmış din görevlilerinden Ulu Cami imam hatiplerinden Harun Soydaş, İstanbul’un tanınmış hafızlarından İlhan Tok ve Beyazıt Camii imam hatiplerinden Merhum İsmail Biçer de yine Hasan Akkuş Hoca’nın yetiştirmiş olduğu talebeler arasında yer almıştır

/g-Yaşadığım İlginç Bir Hatıra ve Hasan Akkuş Hoca’nın Öğretim Metodu.

Bendeniz, İnegöl’de Çuhadar Hafız lakabı ile tanınan Mehmet Çuhadar Efendi’de hıfzımı tamamladıktan sonra tashih-i huruf ve tâlim dersleri almak üzere 1952 yılında İstanbul’a geldim. O yıllarda Kur’an kursları, müstakil binalara sahip değildi. İmamet hizmeti ile hafız muallimliği, bir diğer ifadeyle, imamet hizmeti ve Kur’an kursu hocalığı, müştereken yürütülmekteydi.

İnegöl’de hafız yetiştiren imam-hatipler sırasıyla Yeni Cami ( günümüzdeki adı: Çinili Cami) imam-hatibi Hafız Salih Efendi, Kasım Efendi Camii imam-hatibi Madenli Hafız İbrahim Çulha ve altınbaş hafız diye şöhret bulan Hamidiye Camii imam hatibi Hafız Ahmet Çayırlı idi. Son iki hoca efendi, Hasan Akkuş Hocanın talebelerindendir.

Benim hıfız hocam ise İstanbul-Fatih Camii baş imam-hatiplerinden Filibeli Mehmet Rasim Efendi’nin talebesi Mehmet Çuhadar Efendi idi. Bu zat, İnegöl’ ün eşrafından olup manifatura ticareti ile meşgul bulunmaktaydı. Bir taraftan da babasının vasıyeti üzere dükkânında -fahrî bir hizmet olarak-hafız yetiştiriyordu. İnegöllülerin baskısı ile ömrünün son yıllarında bir sene kadar İshak Paşa Camii’nde imam-hatiplik yapmıştır.

Bunun dışında başkaca resmi bir görev üstlenmemiştir. İşaret edildiği üzere manifatura esnafı olarak geçimini sağlamıştır. Ancak yine babasının vasıyeti üzere İnegöl’ün merkez camii olan İshak Paşa Camii’nde 50 yılı aşkın bir süre Ramazan aylarında tek başına sahur mukabelelerini okumuş ve başta bu fakir olmak üzere, 10 kadar hafız yetiştirmiştir. Kendileri ve muhterem âilesi için Yüce Rabbimden rahmetler diliyorum. Kabirlerinde nur içinde yatsınlar.

İşte böyle bir ortamda hıfzımı tamamladıktan sonra 1952 de İstanbul’a geldiğimde kapısını ilk çaldığım hoca, Hasan Akkuş Hoca Efendi olmuştur. Yurt olarak öğrencilerine tahsis ettiği medrese odaları, sadece, yatmak için kullanılmakta idi. Her öğrenci giyeceğini, yiyeceğini ve içeceğini kendisi temin etme durumundaydı.

Evvelce tashih-i huruf ve talim için İstanbul’a gelmiş olan bazı arkadaşların tavsiyeleri doğrultusunda Gönenli Mehmet Ögütçü Hoca Efendi’nin himayesine girdim ve Karagümrük Üçbaş Medresesi yurduna yerleştim. Gönenli Mehmet Öğütçü Hoca Efendi, talebe okutmuyor, ancak okuyanlara, iâşe ve ibâte desteği sağlıyordu. Bu sebepten tashîh-i huruf ve talim dersi almak için tekrar Hasan Akkuş Hoca’nın kapısını çaldım ve dershane olarak kullandığı Nuruosmaniye Camii mütevelli odasına geldim.

Kapısında Nimet Dershanesi yazılı salona girdiğimde zemini halı döşenmiş kenarları ise yüksek minder ve yastıklar ile tefriş edilmiş genişçe bir oda da kendimi buldum. Giriş kapısına göre tam karşıdaki yüksek minder üzerine Hasan Akkuş Hoca bağdaş kurup oturmuş, yanında da yün atkısına sarılmış, orta yaşlı, sert bakışlı, yağız çehreli bir hatun, talebelerin okuduğu Kura’n-ı kerim tilâvetlerini izlemekteydi. 7-8 öğrenci, Hasan Akkuş Hocanın karşısına, bir hilâl şeklinde dizilmiş hepsi bir anda hıfzettikleri sayfaları Hoca Efendi’ye sunuyorlardı.

Hasan Akkuş Hoca Efendi, öğrencilerinin verdiği dersleri, tek tek almıyor, gurup halinde dinliyordu. Âyet ve sahife atlayanlar olduğunda hemen müdâhale ediyor ve gerekli düzeltmeleri yapıyordu. Ciddi bir tavır içinde okunan Kur’anı kerim tilavetlerini dinleyen hanım efendiye de eliyle işaret ederek hiçbir hataya göz yummadığını gösteriyordu.

Görüldüğü üzere Hasan Akkuş Hoca’nın öğretim sistemini, gurup sistemi olarak nitelendirebiliriz. O, diğer hoca efendilerin yaptığı gibi kalfa sistemi kullanmıyordu. Bizzat kendisi talebeyi dinliyor, fakat bunu, tek tek değil, gurup içinde yapıyordu.

Gurup sistemi içinde öğrencilerden ders alınmasını ve hele derslerini verirken bir hanım tarafından öğrencilerin izlenmiş olmasını – o günkü anlayışım çerçevesinde- çok yadırgamış ve hoca efendiyle tanışıp elini öpmeden dershaneden ayrılmıştım. Sonra da Fatih Dülgerzâde Camii son cemaat mahallindeki odada öğrencilerini dinleyen Afyonlu iki ayağı kesik İsmail Hakkı Bayrı Efendi’nin yanına gittim, kalfa sistemi kullandığını gördüm. O’nun uyguladığı öğretim sistemine göre tashih-i huruf ve talim için gelen bir öğrencinin, ancak, altı ay sonra hocanın önüne çıkabileceği ön bilgisini aldım. Uygulanan bu öğretim metodu da içime sinmediği için sonunda Beyazıt Camii imam-hatibi Hendekli Abdurrahman Gürses Hoca Efendi’den tashîh-i huruf ve tâlim dersleri almaya karar verdim.

Beyazıt Camii’ne bitişik Şeyhu’l-İslam Veliyyüddin Efendi Kütüphanesi,1950 yılında Süleymaniye Kitaplığına aktarılınca, burası, İstanbul- Merkez Kur’an Kursu olmak üzere,Beyazıt Camii baş imam-hatibi Adurrahman Gürses Hoca Efendi’ye tahsis olunmuştur. 1952 yılı içinde çiçeği burnunda genç bir hafız olarak Abdurrahman Gürses Hoca Efendi’nin tedrisat halkasına dahil oldum. Gönenli Mehmet Öğütçü Hoca Efendi’nin himayesinde yeni ufuklara doğru kanat açtım.

Bu arada günlerce merak ettiğim ve bir türlü Hasan Akkuş Hoca’nın yanıbaşında yer almasını kabullenemediğim o yağız çehreli, kartal bakışlı hanım bilmecesini zihnimde çözmeye çalıştım. Ama çözemedim. Aylar geçtikten sonra nihayet Hasan Akkuş Hoca’nın çok yakınında yer alan bir dostunun sohbeti sırasında gerçeği öğrendim.

Meğer o yağız çehreli hatun, meşhur piyango bilet satıcısı Nimet Abla imiş. Hasan Akkuş Hoca adına Nuruosmaniye Külliyesi’ndeki mütevelli odasını vakıflar idaresinden karalamış ve dershane olarak Hasan Akkuş Hoca’ ya tahsis etmiştir. Hasan Akkuş Hoca’nın verdiği Kur’an öğretim hizmetine maddî destek sağlayan bu hanım efendi, zaman zaman dershaneyi ziyaret eder ve öğrencilerin okuduğu Kur’an-ı kerim tilavetiyle moral depolarmış…Nerden nereye…..İnsan neler görüyor neler.

Aylarca zihnimde çözemediğim bilmece böylece çözülmüş oldu ve Hasan Akkuş Hoca’nın verdiği Kur’an öğretim hizmetine kimlerin destek olduğunu öğrenince hayretler içinde kaldım. Geçmişten günümüze gelinceye dek nice bâdireler atlatılmış ve nereden nereye gelinmiş. 1940’ lı yıllardan bu yana Nuruosmaniye Külliyesi’nde yapılan Kur’an öğretim hizmetine bakınız ! Kimler, kimlere nasıl destek sağlamış? İbretle incelenmeye değer kanaatindeyim.

Bir tarafta İstanbul’u kazan ve kendisini de kepçe yaparak cami cami dolaşıp-ağırlıklı olarak- kadınlara va’z-ü nasîhat ederek hanımları din konusunda aydınlatan ve de hiç kimseden bir şey istemeden kendisine verilen paraları öğrencilere doğrudan aktaran vakıf-insan bir Gönenli Mehmet Öğütçü Hoca Efendi…Diğer yanda Hasan Akkuş adına Kur’an kursu kiralayan bir Nimet Abla….İşte 1940’lı yıllarda ve II. Dünya Savaşı sonrasında Nuruosmaniye Külliyesi’nde verilen Kur’an hizmetinden sizlere bir kültürel kesit.

 

Sayfa 1   Sayfa 2   Sayfa 3   Sayfa 4   Sayfa 5   Sayfa 6

 
New Page 1
111- Bugün Ben onları size sabretmelerinden dolayı kurtuluşla ödüllendirdim.
112- Allah onlara: 'Dünyada kaç yıl kaldınız?' der.
113- Onlar da: ''Bir gün ya da günün bir kısma kadar. Sayabilenlere sor'' derler.
114- Allah şöyle de: ''Orada az bir süre kaldınız. Keşke bunu bilseydiniz!''
115- ''Bizim sizi boşuna yarattığımızı ve Bize dödürülmeyeceğinizi mi sandınız?''

( müminun suresi - 111)



Kull. Adı

:

Şifre

:

Yeni Üye - Şifremi Unuttum

Temmuz ayında yapılacak mezunlar toplantısına katılacakmısınız?
desing

desing : canliyayin.org

2006 © NUR-U OSMANIYE